Oruçluyken ağız kokusuna son!

Formül çok basit..

ağız kokusuSağlık Bakanlığı Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Kulak Burun Boğaz Profesörü , ramazan ayının önemli sorunlarından olan ağız kokusunun, ağız kuruluğuna bağlı olarak ortaya çıktığını söyledi.

Prof. Dr. Karaşen, ramazanda gün içinde uzun süre sıvı tüketilmediği için ağız kuruluğu oluştuğunu belirterek “Tükürük ağız içini yıkayan, koruyan, orayı temizleyen, oranın hijyenini sağlayan önemli bir vücut salgısı. Tükürük olmadığı zaman gıda artıkları ağzımızın girinti çıkıntılarında kalıyor. Ve bunlara bağlı ortaya çıkan bir takım oksijensiz ortamda yaşamayı seven bakteriler, ağız içinde birikiyor, çoğalıyor ve onların ortaya çıkardığı gazdan da ağız kokusu oluşuyor” dedi.

Sağlık Bakanlığı Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Kulak Burun Boğaz Profesörü , ANKA’ya yaptığı açıklamada, ramazan ayında ağız kuruluğu ve buna bağlı olarak oluşan ağız kokusunun önemli bir sorun olduğunu belirtti. Tükürüğün içinde koruyucu faktörler olduğunu bildiren Prof. Dr. Karaşen şunları söyledi:

“Dolayısıyla ağzımızın kurumaması ve ağzımızın sürekli ıslak kalması, tükürüğün bolca salgılanması ağız hijyeni açısından oldukça önemli. Diş sağlığımız, diş hijyenimiz açısından da tükürük çok önemli. Peki ağırlıklı olarak ağzımız ne zaman kurur? Uzun süre sıvı tüketmez isek ağzımız kurur. Geceleri uyuduğumuz zaman tükürük salgısı minimuma indiği için, hele ağzımız açık yatıyorsak ağzımız kurur. Onun haricinde ani şok gibi durumlarda, anti depresanların etkisiyle, aşırı terleme gibi sıvı kaybı olan durumlarda da ağız kuruluğu olur. Dolayısıyla ramazan da bunlardan bir tanesi. Sahurdan sonra akşama kadar oruç tutan vatandaşlar sıvı tüketemediği için, herhangi bir şey yenilip içilmediği için buna bağlı olarak da tükürük salgısı minimuma indiği için ağız kuruluğu oluşacak ve ağız kuruluğuna bağlı olarak da ağız kokusu ortaya çıkacaktır.

ORUÇLU HALE BAŞLAMADAN ÖNCE DİŞLER ÇOK İYİ FIRÇALANMALI

Ramazanda nelere dikkat edilmesi gerektiğine de değinen Prof. Dr. , iftar ile sahur arası bol sıvı tüketmek gerektiğine işaret etti. Prof. Dr. Karaşen, özellikle sahurda mümkün olduğunca fazla sıvı alınması gerektiğini kaydederek şunları söyledi:

“Sahurda oruçlu hale başlamadan önce, mutlaka ağız hijyenine dikkat edeceğiz, dişlerimizi çok iyi bir şekilde fırçalayacağız. Halkımızın önemli bir kısmının bilmediği bir konu var. Ağız kokusunda önemli bir yere sahip. Dilin üst bünün temizliği. Biz bu bilinci oluşturmaya çalışıyoruz. Bununla ilgili gelişmiş ülkelerde dil fırçaları ya da dil kazıyıcıları var. Daha henüz ülkemize gelmedi. Yüzeyi düzgün olan tahta spatula gibi şeylerle, dilimizi hafif dışarı çıkarıp geriden öne doğru hafifçe tahriş etmeden kazıyarak o tabakayı, katmanı temizleyebiliriz. Çünkü bakteriler bu katmanın altında yaşıyor. O katmanı temizler, iyi temizlik yaparsak bu ağız kokusuna sebebiyet veren bakterileri ve onların beslendiği gıda artıklarını da ortamdan uzaklaştırmış oluruz. Mutlaka yemeklerden sonra, yani iftar ve sahurdan sonra ağız gargarası yapmak gerekiyor. Gargara yaparken de özel bir madde kullanmaya gerek yok. Bizim normal içtiğimiz su ile de çok rahat bir şekilde ağzımızı gargara yaparak, kenar köşede tutunan gıda artıklarını yok etmiş ve ağız kuruluğu ile kokuyu gidererek ağız hijyenimizi de korumuş oluruz. Öte yandan yoğurt ağız hijyenini sağlayan özelliklere sahip bir gıda. Yine maydanoz çiğnemek, yeşil çay içmek ağız hijyenini sağlayan ve ağız kokusunu gideren gıdalardan. Bu sebepleri tümden kaldırırsanız ağız içinden kaynaklanan ağız kokuları yüzde 95 azalır.”

PROTEİN AĞIRLIKLI BESLENENLERDE AĞIZ KOKUSU DAHA FAZLA

Sadece ramazana özel değil de, uzun vadeli olarak da ağız hijyenini sağlamak için tükürüğün bol olmasının önemini vurgulayan KBB Profesörü Karaşen, bir takım hastalıklara bağlı olarak da tükürük azalması olabileceğini bildirdi. “Sjögren sendromu” gibi hastalıklarda, ışın tedavisi görenlerde ve yaşlılarda tükürük kuruluğu olabileceğini ve ağız hijyeninin bozulabileceğini ifade eden Prof. Dr. , “Bu gibi durumlarda da suni salgılar veya salgıyı arttırıcı bir takım önlemler alınabilir. En basitinden ekşi elma veya limon gibi şeyleri ağza sıkmak tükürük salgısını arttırır” dedi.

Tükürüğün basit bir salgı olarak algılanmaması gerektiğini belirten Prof. Dr. Karaşen, “Tükürük, ağız içini ıslatan, nemlendiren, temizleyen, koruyan, dişlerimizi koruyan, ağız hijyenimizi bozan bakterileri yok eden bir sıvı” diye konuştu. Özellikle protein ağırlıklı beslenenlerde ağız kokusunun daha fazla olduğunu ifade eden Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. , “Protein çokça tüketildiğinde sülfür ve ağızda koku yapan gazlar daha fazla ortaya çıkıyor. Daha fazla ağız kokusu ortaya çıkıyor. Et, tavuk, balık ve tahıllar gibi protein içerikli gıdaları tükettiğimiz zaman ağız temizliğinde gıda artıklarının kalmaması için çok daha yoğun bir çaba göstermek gerekiyor” dedi.,

Kaynak: ANKA

Sakız çiğneyerek rahatlayın

sakız ciğneyen kızStres ve endişeyi azaltıyor.

Avustralya’nın Swinburne Üniversitesi’nden Andrew Scholey ve ekibi, stresli ortamda, sakız çiğnemenin kişilerin davranışlarına olan etkisini araştırdı.

Stresi artırıcı ve verimi engelleyici birçok faaliyeti yapmaları istenen yaş ortalaması 22 olan 44 kişi 2 gruba ayrıldı.

Bu faaliyetleri yaparken sakız çiğnemesi istenen gruptakilerin stres oranının, sakız çiğnemeyenlere göre yüzde 10-17 az olduğu, stres hormonu kortizolün az salgılandığı görüldü.

Araştırmacılar ayrıca sakız çiğneyenlerin faaliyetlerdeki genel başarısının diğerlerine göre belirgin oranda fazla olduğunu tespit etti.

Araştırma sonuçları uluslararası bir kongrede sunulsa da araştırmanın bir büne, dünyanın ilk sakız üreticisi Wrigley grubuna bağlı Wrigley Bilim Enstitüsü’nün mali destek vermesi dikkat çekici.

Ayrıca yere atılan sakızların ayakkabının tabanına yapışmasının yarattığı stresin ne oranda olduğu bilinmiyor.

Wrigley Bilim Enstitüsü’nün geçen yıl Japonya’da dokuz kişi üzerinde yaptığı bir araştırmada, sakız çiğnemenin beyindeki kan akımını yüzde 40 artırabileceğini ve hafızayı olumlu etkileyebileceğini göstermişti.

Kaynak: Haberturk.com

Diyaliz hastaları servet ödüyor

Türkiye’de diyalize giren 39 bin kronik hastaların yıllık maliyeti 866 milyon YTL’ye ulaşıyor.

Türkiye’de diyalize girmek zorunda olan 39 bin kronik böbrek hastası bulunuyor. Hastaların 1 seanslık diyaliz ücreti ise 149 YTL. Haftada ortalama 3 gün diyalize girmek zorunda olan bir diyaliz hastasının aylık ortalama maliyeti bin 788, yıllık maliyeti ise 21 bin 456 YTL’yi buluyor. Toplam 39 bin diyaliz hastasının yıllık maliyeti ise 836 milyon 784 bin YTL’ye ulaşıyor.

Genel Sekreteri Prof. Dr. Mustafa Arıcı, diyaliz hastalarının maliyetinin oldukça yüksek olduğunu söyleyerek, “Korkunç bir maliyeti var. Önümüzdeki 5-10 yıl içinde frene basmazsak daha da artacak. Çünkü şişmanlık, tansiyon artıyor. Sağlıksız beslenme artıyor. Tüm bunlar açısından eğer frene basmaz isek ülkenin sağlık ekonomisi koruyucu hekimlik yerine buraya gidecek” dedi.

Diyaliz tedavisinde farklı bir noktaya da dikkati çeken Prof. Dr. Arıcı, bazı diyaliz hastalarının, hastalıklarından dolayı uygulanan vergi indirimlerinden yararlanmak için organ naklinden kaçındıklarını da söyledi. Prof. Dr. Arıcı, “Sağlıklı yaşamanın bedeli kesinlikle bir takım vergi avantajlarıyla karşılanamaz. Bu da bilinç düzeyiyle ilişkili bir durum” dedi.

Kaynak: Guncel.net

Ölüyle ilişkiye girdi hamile kaldı

Hiç çocuğu olmayan bir kadın kocası öldüğü an ilişkiye girdi. Daha sonra kaldı.

Aylak Bilgi adlı köşesinde Tahir M. Ceylan adıyla yazan psikiyatrist , yayımlanan denemesinde, bir zamanlar dinlediği Cansızoğulları sülalesinin hikayesini anlattı.

Ceylan “Hiç çocuğu olmayan bir kadın kocası öldüğü an, havsalaya zarar bir kararla kocasının üstüne biner (Erkekler ölürken erkeklik organlarında dikilme ve olur) ve onun dölünü içine alıp bir ölüden kalır, o son tohumdan türeyen sülale bugün Anadolu’nun her yöresine dağılmıştır ve hepsinin de adı bir ölüden geldikleri için Cansızoğulları’dır” dedi.

TIP DÜNYASI KARIŞTI

Adli Tıp Bü Başkanı , derginin Tartışma-Editöre Mektup sayfasına gönderdiği açıklamada, “erkekler ölürken ereksiyon olmaz” sözleriyle bu iddiaya karşı çıktı. Uzmanlara göre, erkeklerin ölürken ereksiyon olması mümkün değil, ancak iple asılan erkeklerde meni atımı görülebiliyor.

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Emre Akkuş da, Prof. Dr. Yılmaz’ın görüşünü destekliyor:

“Ereksiyon mekanizmasının birinci kuralı penisin kanla dolması. Ölen bir vücutta kan dolaşımı olmadığından ereksiyondan sözetmek mümkün değil. Sadece ölüm sertliği denilen durumda, hafif bir sertleşme olabilir. Ancak buna ereksiyon asla denemez.”

Kaynak: Güncel.net


Genel TOPlist