Oruçluyken başınız mı ağrıyor?

Başağrısını gidermek için işte yapmanız gerekenler

başağrısıAnadolu Merkezi Uzmanı , oruç tutanların aç kalma süresi uzun olduğu için yaşayabilecekleri baş ağrılarının, nefes egzersizleriyle giderilebileceğini bildirdi. Prof. Dr. Yücel, yaptığı yazılı açıklamada, bu yıl ramazan ayının eylül ayına denk gelmesi nedeniyle oruç tutulan süre uzadığından, insan vücudunda bazı ağrıların oluşabileceğini belirtti.

Orucun özellikle gün boyunca çalışmak zorunda kalanları zorladığını ifade eden Yücel, şunları kaydetti:”Oruç tutmak çok çeşitli ağrılara neden olabilir. Bunların başında beslenme düzeninin değişmesi ve çok uzun süre aç kalınması nedeniyle oluşan, mide-bağırsak sisteminden kaynaklanan ağrıları sayabiliriz. Yine oruca bağlı olarak, kan basıncı oynamalarına bağlı bir takım sorunlar ortaya çıkabilir. Bu durumun da baş ağrısı olarak karşımıza çıktığını görebiliriz ya da ani kan şekeri düşmesine bağlı olarak çok şiddetli baş ağrısı gelişebilir.” Kronik ağrısı bulunanlarda orucun, bu ağrıyı tetikleyeceğine dikkati çeken Yücel, geceleri sahur dolayısıyla uyku düzeni bozulduğu için yaşanan stresin, açlığın da eklenmesiyle gerilim ve na yol açabileceğini kaydetti.

Yücel, kafeinli içeceklere bağımlılığı olan kişilerde de oruç sırasında baş ağrıları yaşanabileceğini, ani başlayan ve vücutta meydana gelen herhangi bir bozukluğun habercisi olan ağrının ciddiye alınması gerektiğini bildirdi. , ”Vücutta hafif ve orta şiddette meydana gelen ağrılar, nefes ya da gevşeme egzersizleriyle geçirebilir. Ama ağrıyı çeken kişinin bu egzersizleri nasıl uygulayacağını bilmesi gerekir. Fakat ağrı, orta şiddetten fazlaysa, bu egzersizlerin faydası olsa bile tam olarak ağrıyı geçiremeyebilir” dedi. Özellikle gerilim ağrılarında nefes ve gevşeme egzersizlerinin yanı sıra dikkati dağıtma egzersizlerinin uygulanabileceğini ifade eden Yücel, şu bilgileri verdi: ”Dikkati dağıtma egzersizleri, başka bir şeyle uğraşma, müzik dinleme veya kişinin kendisini rahatlattığını önceden bildiği herhangi bir şeyle uğraşması şeklinde gerçekleştirilir. Ayrıca imkan varsa, loş ve sessiz bir ortamda uzanma, temiz havaya çıkma gibi bir takım tedbirler de ağrının azalmasını sağlayabilir. Nefes egzersizleri tıpkı doğum sancıları sırasında uygulandığı gibi yapılabilir.

İnsanın vücudunu zihni ile yönlendirerek kontrol altına almasını sağlayan birçok yöntemden biridir. Ağrıyı kendi kendinize kontrol etmeye çalışırken, bir yandan da vücudun iyi oksijen almasını sağlayarak dokulara daha fazla oksijen göndererek ağrıyı azaltma üzerine yapılan egzersizler, ağrı kontrolünde çok yararlı olmaktadır.”

Kaynak : Haberturk.com

Erken yaşta damar tıkanıklığı artıyor

Sigara, stres, şeker hastalığı, obezite ve hipertansiyonun özellikle erkeklerde büyük risk oluşturuyor

sigaraSelçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Hastanesi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi , AA muhabirine yaptığı açıklamada, yapılan araştırmalara göre, Türkiye’de ortalama yaşam süresinin 65-70, gelişmiş ülkelerde ise 83-85 yıl olduğunu söyledi.

Gelişmiş ülke vatandaşlarına göre Türk insanının 10-15 yıl daha az yaşadığını ifade eden Gök, bunun birçok etkene bağlı olduğunu bildirdi.

Gök, gelişmiş ülkelere göre Türkiye’de kalp damar hastalığının 15 yıl daha erken ortaya çıktığını belirterek, şunları kaydetti:

”Kalp damar hastalıkları batı toplumunda 50 ile 60, Türkiye’de ise 30 ile 40 yaşları arasında görülüyor. Türkiye’de yaşayanlar emekli olur olmaz kalp ve yla mücadele ediyor. Kalp hastalıkları ve damar tıkanıklıkları akşamdan sabaha gelişen bir durum değil. Temeli çocukluk yıllarında atılıyor. Bunu yaşam tarzı belirliyor. Özellikle gençlik yıllarında aşırı tüketilen fast food yiyecekler, kalp ve damar rahatsızlıkları için büyük risk oluşturuyor.”

DAMARLARI TIKAYAN ETKENLER

Gök, şeker hastalığının da kalp ve damarları olumsuz etkilediğini belirterek, Türkiye’de şeker hastalığının görülme riskinin yüzde 7 civarında olduğunu, birçok kişinin şeker hastası olduğunu bile bilmediğini söyledi.

Bir de gizli diyabetin olduğunu dile getiren Gök, ”Bunun da oranı yüzde 5-6. Yani Türkiye’de her yüz kişiden 12-13′ünde şeker hastalığı görülüyor. Bu kişiler risk altında. Bununla birlikte kalp ve nı tetikleyen en büyük etken obezite. Kadınlarda yüzde 40, erkeklerde yüzde 32 civarında obezite var” dedi.

Sigaranın da damarları tıkayan önemli bir etken olduğunu vurgulayan Gök, şöyle devam etti:

”Türkiye’de yaşayan 18-20 yaşın üzerindekilerin yüzde 60′ı sigara içiyor. ABD’de doktorlarda sigara içme oranı yüzde 1′in altında iken, bizde bu oran yüzde 35 civarında. Aşırı tuz tüketimine bağlı ortaya çıkan hipertansiyon da damarları zorluyor. Sigara, stres, şeker hastalığı, obezite ve hipertansiyon özellikle erkeklerde erken yaşta damarların tıkanmasına yol açtığı için kalp krizi riskini artırıyor. 35 yaşındaki bir kişinin aşırı sigara tüketimi ve stres yüzünden damarlarının tıkanması çok üzücü.”

STRESLİ İŞ ORTAMI

Kadınların menopoza kadar bu konuda ciddi bir sorun yaşamadığını belirten Gök, ”50 yaşın altında erkeklerde kalp ve na yakalanma oranı kadınlara göre 8 kat fazla. Bunda erkeklerin stresli iş ortamında bulunmaları da büyük etken. Olaylara, yaşananlara biraz daha esnek ve hoşgörülü yaklaşmak gerekiyor. Stresi ortadan kaldırmak aslında çok da zor değil” dedi.

Bu konuda yöneticilerin biraz daha duyarlı olmaları gerektiğini vurgulayan Gök, ”Belediyelere de görevler düşüyor. Yürüyüş ve egzersiz için yerlerin yapılması gerekiyor. Yaşam tarzındaki bazı değişikliklerle kalp ve damar hastalığı riski azaltılabilir” diye konuştu.

Kaynak: Haberturk.com

Çocuklarda bel ağrısını önemseyin

Kan kanseri belirtisi olabilir.

çocukAdnan Menderes Üniversitesi (ADÜ) Ortopedi ve Travmatoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Emre Çullu, çocuklarda bel ağrısının kan kanseri belirtisi olabileceğini söyledi.
Doç. Dr. Çullu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, sıklıkla yetişkinlerde sorun olan bel ağrılarının çocuklarda ve gençlerde daha az görüldüğünü, yetişkinlerde nedenini saptamak güç olsa da çocuklarda bel ağrısının nedenini ortaya çıkarmanın iyi bir muayeneyle mümkün olabildiğini belirtti.
Genellikle sportif etkinlikten sonra başlayan ağrının kasların zorlanması ve fazla kullanılması nedeniyle oluştuğunu kaydeden Çullu, böyle hastalıklarda kısa süre dinlenmenin ve spora ara vermenin yeterli olacağını ifade etti.
Çullu, şöyle konuştu:
”Her ne kadar bel ağrılarının çocuklarda seyrek görüldüğünü ve sorunun kolay çözüldüğünü söyleyebilsek de bu durum çocuklarda kan kanseri belirtisi olabilir. Çocuk ve gençlerde bel ve karın ağrısı, halsizlik, ateş, zayıflama ve topallamaya neden olur. Bazı özel mikroplarca oluşturulan değişik iltihapları, daha sinsi olarak ilerleyebilir. Ülkemizde halen bulunan tüberküloz mikrobuyla oluşmuş iltihapları görülebilmektedir. Bu hastalığın bulguları daha sakin ve sinsi seyirli olabilmektedir.”
Bel ve sırttaki eğriliklerin çocuklarda genellikle ağrıya neden olmadığını belirten Çullu, bu eğriliklerin sadece dörtte birinin ağrıya neden olduğunu söyledi.
Küçük yaşta beli zorlayan egzersizlerin bel kayması olasılığını artırdığını bildiren Doç. Dr. Çullu, ”Birçok hastalık, çocuk ve gençlerde bel ağrısına neden olabilir. Bu nedenlerin bazıları eğer tanı konulamazsa kişiyi zor duruma düşürebilir. İyi bir muayene ve laboratuvar araştırmasıyla bel ağrısına neden olan hastalıkların çoğunun tanısı konulabilir” dedi.

Kaynak: Haberturk.com

Bebek ölümlerinin dörtte biri enfeksiyondan

Bakanlığı İnceleme Heyeti açıkladı

resimZekai Tahir Burak Hastanesindeki bebek ölümlerini inceleyen heyette görevli Prof. Dr. Fahri Ovalı, hastanede Temmuz ayında 1840 doğumun gerçekleştiğini, 504 bebeğin yenidoğan ünitesine yatırıldığını ve bu bebeklerden 49′unun kaybedildiğini bildirdi.

Ovalı, ”Son 6 aydaki bebekler incelendiğinde 1500 gram altında doğanların yüzde 30 ila 49′unun kaybedildiği ve bu kayıp oranlarının aylara göre farklılık göstermediği saptandı” dedi. Bakanlığınca oluşturulan araştırma heyeti, Zekai Tahir Burak Hastanesinde yaşanan bebek ölümleriyle ilgili basın toplantısı yaptı.

Prof. Dr. Ovalı, kendisinin dışında heyette Yenidoğan Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Rahmi Örs, Çocuk Hastalıkları Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Bakır, Kadın Hastalıkları Öğretim Üyesi Prof. Dr. Acar Koç, Erişkin Hastalıkları Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Akova ile Bakanlığı Başmüfettişi Dr. Semih Sağesen’in görev yaptığını söyledi. Heyetin, Zekai Tahir Burak Hastanesinin 6 aylık kayıtlarını incelediğini ve ilgili servisleri gezdiğini belirten Ovalı, şunları kaydetti: ”Hastanede Temmuz ayında 1840 doğum gerçekleşmiş, 504 bebek yenidoğan ünitesine yatırılmış, bu bebeklerden 49 tanesi kaybedilmiş. , yüksek riskli gebelerin ve yüksek riskli bebeklerin kabul edildiği bir hastane, bir referans merkezi, hastaneye gerek şehir içinden gerek şehir dışından yüksek riskli anne adayları geliyor.”

Hastanedeki yüksek riskli doğum oranının yüzde 30 olduğuna dikkati çeken Ovalı, sözlerini şöyle sürdürdü: ”Dünya ortalaması yaklaşık yüzde 7 ile 10 arasındadır. Dolayısıyla böyle yüksek riskli gebelerin ve bebeklerin olduğu yerde problemlerin daha çok olduğu malumunuzdur. Ölen 49 bebek incelendiği zaman bunların 31 tanesinin 1500 gramın altında yüksek risk taşıyan bebek olduğu, 30′un da yine yüksek riskli olan ve ölüm oranı çok yüksek olan solunum sıkıntısı sendromunun mevcut olduğu, 8 hastada ağır doğumsal anomaliler ve oksijen yetersizliği bulunduğu, bebeklerin 13 tanesinde -bu yaklaşık yüzde 27’si ediyor- farklı türlere ve bunların farklı tiplerine bağlı kan akımı enfeksiyonları olduğu saptandı.” Üreyen mikropların, ”belli servislerde, belli zaman dilimlerinde, belli mikro organizmalarla kümelenmediğinin” belirlendiğini ifade eden Ovalı, sözlerini şöyle sürdürdü: ”Son 6 aydaki bebekler incelendiğinde 1500 gram altında doğanların yüzde 30 ila 49′unun kaybedildiği ve bu kayıp oranlarının aylara göre farklılık göstermediği saptandı. Son 6 aylık yatışlar ve ölümler incelendiğinde ayda 450-500 bebeğin kabul edildiği, bunlardaki ölüm oranlarının ise yüzde 6-10 arasında görüldüğü belirlendi. Geçen senenin Temmuz ayı ile verileri karşılaştırdık. 2007 Temmuz ayında ünitedeki ölüm oranı yüzde 9.1 iken bu yıl temmuz ayında ölüm oranının yüzde 10.1 olduğunu gördük. Son altı aylık ölümler karşılaştırıldığında, Ocak 2008 ayında ölümlerin yüzde 9.2 olduğunu diğer aylarda ise yüzde 6-8.5 arasında seyrettiğini, kan akımı enfeksiyonu oranlarının Ocak ayında yüzde 17, Temmuz ayında yüzde 23, diğer aylarda ise yüzde 10.5 ile 15 arasında değiştiğini gördük.”

Kaynak: Haberturk.com


Genel TOPlist